Öze Dönüş

Kişisel Gelişim ve Rehberlik No Comments »

öze dönüş

Bir kişi Dünyada ve Türkiye’de bir öze dönüş olduğunu söylüyor.

Kalıcı Olmak ve İyiden Mükemmele başlıklı süper kitapların yazarı Jim Collins’ten örnekler veriyor. Collins, İyiden Mükemmele isimli kitapta liderliğe yepyeni bir tanım getiriyor. Lider, tevazu içinde ekibine ve müşterilerine hizmet eden bir hamaldır. Collins’in kitabında konuşmalarından alıntılar verilen dünya çapında şirketleri başarıya taşıyan genel müdürlerin bazıları, tamı tamına kendilerini “hamal” olarak tanımlıyorlar. Bu ifade, bazılarının cümlelerinde “ben bir yük hayvanıyım”a dahi dönüşüyor. Ortada bir başarı olduğunda “ben yaptım” demiyorlar; “Arkadaşlarımın çabaları olmasaydı başaramazdık” diyorlar. Mevlüt, bu tarzda bir liderlik anlayışının, hizmetle bezenmiş tevazu dolu yol göstericiliğin tasavvufta olduğunu belirtiyor. Onun sözlerini doğrulayan Hz. Muhammed’e ilişkin anekdotlar da var. Hz. Muhammed, bir meclisteyken aynı zamanda hizmet ediyor. İçeriye giren bir adam, “Bu meclisin lideri kim?” diye sorunca, Hz. Muhammed, “Ben bu meclisin hem hizmetkârıyım hem de lideriyim.” diye cevap veriyor. Bir anekdot olarak dinlediğim için aktarımda hata varsa affedin. Gösterişli karizmatik liderlikten tasavvufî liderliğe bir dönüş var. Son zamanların en popüler konusu koçluk da aslında bu dönüşün bir başka yansıması. Batı dünyası kendine has terimlerle, kültürümüzde ve dinimizde olan değerlere dönüyor.

İnsanların daha doğal ürünlere dönmesi de öze ve sadeliğe dönüşün bir başka göstergesi. Eskiden işlenmiş ürünler en pahalı ürünler olurdu; artık dokunulmamış organik ürünler en pahalı ürünler oldu. Yani doğaya dokunmadan korumak ve onun ürünlerinden yararlanmak, doğayı işleyerek onun ürünlerinden yararlanmaktan daha ucuz. Katkı ve koruyucu maddesi olmayan doğal ve çabuk bozulabilen ürünlere talep giderek artıyor. Gün içinde çay yerine su içmeye başlayan profesyoneller dahi görüyoruz. Bizim seminer salonumuza gelenlerin neredeyse hiçbiri kola içmiyor. Onun yerine su, meyve suyu tercih ediliyor.

Popüler kültürün yıldızlarında da manevi bir arayış, bir öze dönüş arayışı var. Ünlü mankenlerden bazıları artık gece kulüplerinin çıkışında değil, Eyüp’te sabah namazı çıkışında fotoğraflanıyor. Eyüpsultan Camii’nin çevresindeki kafeteryalarda ünlü iş insanları sabah namazından sonra sohbet ediyorlar.

Ekip arkadaşım Nur Eda Sertkaya “Öze Dönüş” diye bir kitap hazırlıyor. Ankara’da kahvaltı ederken yaptığımız sohbet sırasında, “Öze dönüş ne ile başlıyor?” diye soruyorum. “Farkındalıkla başlar. En önce insan özden uzaklaştığını fark etmeli ki, bir sorgulama sürecinin sonucunda öze dönmeyi düşünebilsin.” Sohbet ederken “İnsanın özü nedir ki?” diye soruyorum ve kendi kendime cevaplıyorum. “İnsanın özü, ana rahmidir. Hiçliktir. Biraz ileriye gittiğimizde günahsız, muhtaç ve iyi bir çocukla karşılaşırız. Bu da tevazu değil, tevazu içinde olma zorunluluğudur.”

Sohbet ederken, “Bütün bu öze dönüşün ipuçlarını görüyoruz; ama dünyada çok sınırlı sayıda insan öze dönüyor.” diyorum. İnsanların yaşlarının ilerlemesiyle bir olgunlaşma, bilgeleşme, sadeleşme ve öze dönüş bekliyoruz. Ne var ki, insanlar yaşlarıyla paralel olarak bilgeleşmiyorlar. Yaşadığımız tecrübeler ve bu tecrübelerden ders çıkarabilme düzeyimiz bizi bilgeleştiriyor. Allah insana ruh üflemiş. Bu, insanları yücelten ve onun potansiyelini ortaya koyan bir özellik. Sanat ile konuşuyoruz. “İnsanın hayvanlardan yukarıya çıkması peygamber özelliklerini; dürüstlük, iyilik, hizmetkârlık, çalışkanlık ve daha birçoklarına sahip olmasına bağlı.” diyor.

Bütün bunlarla Türkiye gerçeğine baktığımızda, öze dönüşten çok, özden uzaklaşma görüyoruz: Toplum içi kamplaşma ve düşmanlık, hoşgörüsüzlük, anlayışsızlık, yapıcılık yerine yıkıcılık… Kalplerimizin yumuşaması ve gönül gözlerimizin açılması dileğiyle…

ÖSS’yi Kazanıp Kaybedenler ve Kaybedip Kazananlar

Kişisel Gelişim ve Rehberlik No Comments »

Öss

ÖSS sonuçları açıklandığında her zaman olduğu gibi gençlerin bir kısmı sevinirken, büyük çoğunluğu üzüldü. Yüksek puan alanlar sadece istediği üniversiteyi değil, hayat sınavını kazandım diye sevinirken, düşük puan alanlar hayatım söndü diye üzülüyor..

Çünkü, gençler üniversite diplomasını her kapıyı açan sihirli bir anahtar gibi görüyorlar. Herkesin gözünü devlet kapısına diktiği zamanlar için bu doğruydu. Gençler üniversiteyi bitirir bitirmez işe giriyorlardı. Ancak, dünyanın bir bilgisayar ekranı kadar küçüldüğü bu zamanda birçok üniversite diplomasının sihri bozuldu. Üniversiteyi kazandım diye sevinen çokları, birkaç sene sonra diplomayı alırken kaybettiğini anlıyor. Öte yandan, üniversiteyi kazanmadığı halde, bilgi çağının fırsatlarından istifade eden gençler, hayat sınavını kazanmanın başka yolunu keşfediyor. O halde gençler için önemli olan üniversite sınavını değil, hayat sınavını kazanmaktır.

Bilgi çağının dünya kadar büyük fırsatlarından istifade etmek için, üniversiteyi kazanan ve kazanmayan gençler, birkaç konuda kendilerini çok iyi yetiştirmelidir. Birincisi, bilgi çağının iletişim dili olan İngilizceyi öğrenmelidir. Hem bilimsel gelişmeleri takip edip, donanımını yenilemek hem de küresel dünyanın her yerindeki fırsatlardan istifade etmenin birinci ve en önemli koşulu İngilizce bilmektir. İyi derecede İngilizce bilmek dört yıllık bir üniversite diplomasından daha çok işe yarar. Çünkü, dünyanın her tarafına açılma, oradaki fırsatlardan haberdar olup, değerlendirme imkânı sağlar.

Read the rest of this entry »

mIRC Powered by Wptr ve WordPress
Bu site Tatil ve Gece Gündüz Teması ile guclendirilmistir